Etkinlik Genel

Aile Sırları (Devlet Tiyatrosu)

Devlet tiyatrosunda sezon kapanmadan mümkün olduğunca tüm oyunları görme iştahıyla Cevahir salonda sahnelen Aile Sırları adlı oyunu görmek üzere koltuğumda yerimi aldım.

İlk esnada karşılayan dekor incelikle hazırlanmış ve gorkemliydi.

Oklahoma’dayaşayan bir öğretmen ve şair olan Beverly’nin evini tamamen ahşap eşyalar, duvarlar ve merdivenler oluşturuyordu. Beverly’den kalan kitaplar, çalışma masası hikayenin öncesi hakkında fikir verirken 2 katlı, büyük avizeleri olan bu büyük ve sessiz evin ahşap duvarlarının yıllar içerisinde 3 kızın büyümesine ve ayrılıp gitmelerine şahit olduğunu anlıyoruz.

Yıllar sonra babalarının bir anda ortadan kaybolması bu 3 kızı bir araya getiriyor. Ancak yıllar içerisinde aralarında “kardeşlik” diye adlandırılan bağdan daha fazlası kalmadığını fark etmeleri, akrabalık bağlarının gerçekte ne kadar telmaşa ve mecburiyetlere dayalı olduğunu izleyicinin yüzüne tokat gibi vuruyor.

“Kimi aileler dipsiz bir kuyudur, çıkmaya çalıştıkça içine çekilirsin…”

Her biri farklı karakterler olan 3 kardeşi oynayan oyuncuların performansları kadar hikayenin yalınlığı da onları sanki gerçek hayattan tanıyormuşuz duygusunu körüklüyor. Gerçekçiliğin bu kadar güçlü olmasını oyunun izleyiciyi şaşırtma ve gizem oluşturma kaygılarından uzak durmasına borçlu olduğunu düşünüyorum. Karakterleri derinlemesine tanıdığımız ilk perde, bazı izleyiciler için sıkıcı olabilecekken 2. perdeden itibaren temponun yükselmesiyle oyun daha takip edilebilir bir hal alıyor.

Hülya Gülşen‘in yılların oyunculuğuyla ilmek ilmek dokuduğu nevrotik , ilaç bağımlısı anne karakteri yıllar sonra kızlarının önünde geçmişle hesaplaşırken bazen çok acımasız bazense oldukça dürüst davranıyor. Anneyle en büyük çatışma içerisindeki büyük kız Barbara ise ebeveynle çatışan çocukların yıllar içerisinde yüzleştikleri  o dehşet verici gerçek olan çatışılan ebeveyne dönüşme özelliklerini gösteriyor.

Sahneler ilerledikçe kocası ve ergen kızıyla olan tükenmiş ilişkilerinin annesiyle babasının hikayesinden daha iyi olmadığını görüyoruz. Barbara’nın hikayesini Annesi ve kendi kızıyla beraber düşününce bu 3 kuşak kadının birbirlerinin farklı yaşlardaki halleri olduğu fikrine kapılmadan edemedim.

Ailenin en ketum üyesi ve 3 kardeşin en küçüğü olan Ivy’nin kuzeniyle yaşadığı zavallı aşk son sahnelere doğru zavallı olmaktan çıkıp büyük bir trajediye dönüşüyor.

Ortanca kız olan Karren sürdürdüğü sahte mutluluk oyununun gereğini yerine getiriyor ve nişanlısının karıştığı skandala rağmen durumu kabullenmeyi tercih ediyor.

Tüm bu çarpık ilişkilerin ve çalkantılı hayatların içinde evin hizmetçisi olan kızılderili ya da diğer bir deyişle amerikan yerlisi olan Johna karakteri bir detay olarak saflığı sembolize ediyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir