Genel Kurgu Tasarım

Biraz Nefes Almak İçin.

İnsan yüksek bir yere çıktığında düşmekten değil atlamaktan korkarmış.

16 Katlı plaza terasında korkuluklara tırmanırken birazdan kendimi aşağıya bırakacağımı ve kütlemi yer çekiminin gücüne teslim edeceğimi tahmin edemezdim. Buna cesaret etmemde ilk okul öğretmenim Seyfettin’den lisedeki son derece vasıfsız bir öğretmen olan fizik hocam Veysel’e ayı ayrı teşekkürü borç bilirim. Ayrıca da yer çekimi kanunu dedikleri şeyi inandırıcı kılacak tek bir done ortaya koyamayan bir eğitim sisteminden geçmiş bireyin kendini yüksekten atma ehliyetinin olması gerektiğini düşünürüm.

Oysa o gün oldukça günlük bir ihtiyaçtan çıkma ihtiyacı hissetmiştim çatıya. O da hava almaktı. Çünkü plazada çalışıyorsanız açabileceğiniz herhangi bir pencereniz yoktur. Ofislerin tavanlarında, yeteri kadar iyimserseniz temiz hava alabileceğinizi düşünebileceğiniz küçük mazgallar bulunur. Biraz obsesif bir kişiliğiniz varsa bu havalandırmalardan diğer tüm ofislerdeki insanların nefeslerini soluyabileceğiniz duygusuna da kapılabilirsiniz. Yine 16 katlı binanın içerisindeki onlarca ofiste çalışan, yüzlerce insanın mutsuz nefeslerini soluduğum bir gün hava almak için çıktığım terastan aşağıya atlamış bulundum.

Her bir katın ortalama 3 metre olduğunu varsaydığımızda girişteki dükkanlarla beraber ortalama 50 metre olan bu binanın üzerinden 73 kilo bir insan olarak atladığımda ortamdaki sürtünme kat sayısı ve direnç alanım hesaba katılırsa limit hızıma 3. saniyede ulaşmış olacaktım. Ve 3 saniye sonra 11. kattaki hukuk bürosunun penceresinin önünde yarım saniye belirmeyi ön görüyordum ki bu da orada çalışan adını bilmediğim kısa saçlı hoş kızla son kez göz göze gelmek için yeterli bir zamandı. Serbest düşüş halinde olmadığım zamanlarda da bundan daha ileriye gidemediğim düşünüldüğünde anlamsız bakışlarıma böyle bir final yapmak oldukça havalı olacaktı.

Dört cephesi de açık olan ofisin hangi tarafından atlayacağıma karar vermek çok kolay olmadı. Önce anarşist bir tavırla patronun odasının camını hedef aldım ancak muhtemelen beyefendi ilk çeyreğin sonuçlarını incelerken oradan geçecek olmam çok dikkat çekmeyecekti. Sonra kendi çalışma masamın olduğu tarafa yöneldim.

50 metre yükseklikten mecidiyeköy’e baktığımda bedenimden önce ruhum atlamanın dayanılmaz cazibisine yenildi. Ve bedenimi de ardından çekmekte bir an bile şüphe duymadı.

Damla damla sıcak bir yağmur yağmaya başladı. bu bir nebze içimi rahatıyordu. Çünkü yapım gereği insanlara yük olmaktan ve onlara iş kitlemekten hoşlanmam. Evet, belki biraz fazla ince düşünüyorum biliyorum ama en azından temizlik işlerinden sorumlu Halil abi, tüm o çıkaracağım tantanadan sonra binanın girişindeki mermerin üzerine saçılmış kanımı ve beyin parçalarımı temizlerken işi çok zor olmayacaktı. Tıpkı yağmurlu günlerde kirelenen ayakkabılarımızın o mermerde bıraktığı izleri görüp söylene söylene paspas yapması gibi yine aynı şey tekrarlanacaktı. Emekçi abimizin asli görevini yerine getirirken bize yaşattığı o suçluluğu yaşamaktansa yerden yarım metre yükselip kapıdan öyle girmek isterdim ancak bu bildiğimiz fizik kanunlarıyla mümkün görünmüyordu.

Halil abiye karşı son günahımı işliyordum. Minik bir hareketle yerden sıçradım ve eski binanın teras korkuluklarından temasımı kestim. Artık dönüşü olmayan düşüş başlıyordu. Saat 16:40’tı. Trafik yavaş yavaş yoğunlaşıyordu. Beni kimsenin görmesi söz konusu değildi. O yüzden arkamda “atlama, sakın atlama!” diye bağrışan bir güruh yoktu. Buna mukabil aşağıda kalabalık, kalablığın içinden “atla ulan atla” diye işgüzarlık yapan, “koy götüne rahvan gitsin” anlayışını şiar edinmiş tipler , o kalabalığı uzaklaştıramaya çalışan bir polis, ve branda geren itfaiye de yoktu.

Düştükten sonra neler olacak diye geçti beynimden çok hızlı bir şekilde. Ambülans mı? Hayır ambülanslık bir iş kalmayacaktı. Cenaze arabası? O da sonraki iş. Şimdi cesedi morga götürecek birileri gelecektir. Ve muhtemelen civardaki polis telsislerinde benden “şahıs” diye bahsedilen kısa bir anons duyulacaktır. Adli tıp prosedür gereği yapacağı incelemede “Biyolojik materyallerde herhangi uyuşturucu bir madde saptanmadı” şeklinde bir not da düşecektir. Etrafta sigara kahve molalarında; Çok borcum olduğu, ya da kumarda evi arabayı kaybettiğim yönünde mesnetsiz dedikodular çıkacak ve hiç şüphesiz romantik hikayeler uydurulacaktır “kadın meselesi abi. Sevdiği kız terketmiş, başkasıyla evlenmiş.”

(Devam edecek)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir