Genel Kısa Kurgu

Bu yöndeki son istasyon #1

Milyonlarca insanın bir yerlere yetişme telaşıyla koşturduğu milyonlarca sabahtan biriydi.

İstanbul kartını turnikeye okuttuğunda çıkan “dııdıtt” sesi ona bu insan yığınının sıradan bir parçası olduğu gerçeğini söyledi. Biraz canı sıkıldı. Yığınların sıradan bir parçası olmayı kabul etmek zordu. Çoğu zaman biricik olduğunu düşünürdü.Günlük koşuşturma içerisinde kimsenin fark edemeyeceği detayları fark ederdi çünkü. Hiç tanımadığı genç bir kadının üzerindeki elbisenin yeni olduğunu fark edebilirdi mesela. kadının o elbise içerisinde kendini güzel hissettiğini hissederdi. Güzellikle gelen özgüveni elle tutulur bir şey gibi karşısında görürdü. Trenin ta diğer ucundan başka bir kadının, elbisesi üzerine yakışan kadına attığı o bakışı kendisinden başkası yakalayabilir miydi?  Kulaklarında kulaklıklarıyla yan yana duran 2 gencin birbirlerine hiç dönüp bakmadan kur yaptıklarını görebilmek duvarların arkasını görebilmek gibi bir  meziyet gerektirirdi.

Ancak turnike herkes için aynı “dııdıtt” sesini çıkartırdı. Kendisi, Esin ve diğerleri için bu durum değişmezdi. Şehrin altında köstebekler gibi ilerleyen binlerce insan sabahları genelde işlerine, okullarına, doktor randevularına, sınavlara, mülakatlara; metro hatlarının kendine has rutubet kokusunu ciğerlerine doldurarak ilerlerdi. Ayakta olan çocuğunluk, tutacağı tutan kollarını yorulduklarında değişken aralıklarla diğeriyle değiştirirlerdi. En konforlu yolculuk oturarak yapılıyorsa ikinci sırada muhakkak bir köşeye yaslanmak geliyordu ve trenin içerisinde ayaktaki insanların kafaları bu jeopolitik stratejilerle meşguldu.

ineceği durak yaklaştı. Kapıya doğru yöneldi. Önünde duran şişman adam inecek gibi durmuyordu ve yolu kapatıyordu. Kapıyla adamın arsına omuzunu hafifçe sokup “pardon” dedi. Trene girmek üzere kapıların önünde birikmiş kalabalığı görünce bu kalabalıkla içerden çıkanların sayısı arasında bir oran tahmin etti. Trene binecek onların sayısı muhtemelen inenlerden %30 civarında daha fazlaydı. Bu kadar insan trene nasıl sığacak diye düşündü. Bir trene acaba balık istifi kaç bin insan sığıyordu. İETT Genel Müdürlüğü’ne bilgi almak üzere bir dilekçe yazmayı düşünse de bu obsesif tavırların kimseye faydası olmayacağı için hemen vazgeçti.

Şehire yeni gemiş bile olsanız trenden inmek ve yolu bulmak için zihinsel bir çabaya gerek yoktur. Kendinizi kalabalığın akışına bırakmanız yeterlidir. Yine öyle yaptı. yüzlerce insanla birlikte çıkışa yönelirken adımlarını yavaşlattı ve az önce boşalttıkları trenin nasıl tıkabasa doldurulduğunu izledi. Dışarda yine tek bir kimse kalmamıştı. Merdivenlerden koşarak inen bir adamın trenin gittiğini fark ettiğindeki yüz ifadesine dikkatlice baktı. Kendi de treni kılpayı kaçırdığında acaba yüzü böyle bir ifadeye mi bürünüyordu kim bilir?

Dünyayı yürüyen merdivenlerde yürüyenler ve sağda bekleyenler olarak ikiye ayırmak mümkündü. Bazılarımızın hep acelesi vardı. kendi de basamakları çıkanlar arasındaydı ama bir gün o da bu mücadeleden vazgeçeceğini ve geç kalma pahasına da olsa o da Esin gibi yürüyen merdivenlerin hızına teslim olacağını düşündü.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir