Tasarım

Minimalizm’in kötüye kullanılması | Tasarımcı Tembelliği

Nasıl bir şey bu minimalizm?

Bir sanat akımı olarak 30’larda başlayıp 60’lar Amerika’sında eserlerini zamanın kelepçelerinden kurtarmak ve tüm diğer dış ektenlerden sıyırıp en çıplak ve derin haliyle sunmak isteyen bir grup sanatçı tarafından önümüze koyulan minializm; Mies van der Rohe adlı sanatçının ilk defa kullandığı “Less is more” ifadesiyle son yıllarda bir motto haline geldi.

Hayat tarzından, dekorasyona kadar her alanda insanların kendilerine şiar edinebildiği bu ifade; modern yaşamın içinde boğulma noktasına gelen zavallı yaratığın, yani insanın biraz nefes almasına ve tümüyle yabancılaştığı algısal dünyasına odaklanmasına olanak sağladığı için çok hızlı bir şekilde kitleler tarafından benimsendi.

Ve artık hiç ummadığımız yerlerde

İlk zamanlar daha çok yeni nesil ofis ve evlerin iç mekan tasarımlarında görmeye alıştığımız bu sadelik zamanla reklamlara, web sitelerine, şehirlerin mimarilerine sıçardı. Grafik tasarım dünyası da minimalizmin etkisine girdi. Artık markette alışveriş yaparken raflar arasındaki karmaşada tertemiz ambalaj tasarımıyla ben buradayım diye bağıran bir çikolata paketi görebiliyorsunuz.

Bu işin bizim coğrafyamızdaki en ilgi çekici ve uç noktası hiç şüphesiz büyükçekmecedeki sancaktar camii oldu. Cami mimarisini doğuya özgü alışılagelmiş işlemelerden, çinilerden, altın rengi oymalardan kurtamış olan bu yapı, adeta 60’lardaki sanatçıların eserlerini zamanın ve çevrenin izlerinden kurtarmak istemesi gibi ve hatta daha ileri gidilip dini yaşayışın bir “arap kültürü”nden fazlası olduğu görüşünün ülkemizdeki ilk elle tutulur izahı olarak bile algılanabilir.

Ä°lgili resim

Ä°lgili resim

Az her zaman çok mudur?

Yukarıda verdiğim örnekler ilginç ve incelikli hazırlanarak dikkat çeken başarılı örneklerdi. Bu ve buna benzer takdir görmeler tasarımcıların iştahını çok kabartmış olacak ki artık minimalizm kalkanının arkasına sığınıp pek de ince düşünülmemiş, üzerine kafa yorulmamış, arkasında bir fikir taşımayan tasarımlar  türemeye başladı.

Az, eğer arkasında bir fikir yoksa hiçbir şeydir.  Farklı mesleklerde elbette bu fikir ifadesi değişebilir. Örneğin endüstriyel tasarımda fonksiyonellikten nasibini almamış bir tasarım son kullanıcının hayatına girebilecek bir ürün olması mümkün olmuyor. Böyle bir tasarım estetik kaygı taşısa da bir sanat galerisinde üç beş kişinin önünden bakmadan geçeceği bir nesne olmaktan ileri gidemiyor.  Grafikerlerin de anlaması gereken eğer minimal bir anlayışla yaratım sürecine başlıyorlarsa ürünü estetik kılacak olan şey onların kalemlerindeki maharetten ziyade çalışmanın alameti farikası olan ve içinde bir miktar cinlik barındıran fikir olmalıdır.

Grafik Tasarımda Basitlik ve Sadelik havada dönen bir paranın yazı ve tura yüzleri gibi her an yer değiştirebilme riski taşıyor. Gelin bunun üzerine hepimizin çok iyi bildiği windows’un logosuna bakarak konuşalım.

Birden fazla grafik tasarımcısından pencere temalı bir logo talep ettiğimizi ve beklemeye koyulduğumuzu varsayalım. Önümüze 90’lardaki gibi bir iş getiriyorlarsa kendilerini telefon rehberimizden direk silelim, whatsapp’ta engelleyelim. Linkedin’de bağlantılarımızdan çıkaralım. Şahsi fikrim 90’lar genel anlamda grafik tasarımın karanlık çağı gibidir.

Tasarımcılardan biri 2001’deki, diğeri 2012’deki logoyu yapmış olsun. Çok vizyoner biri değilsek -ki sizi temin ederim büyük çoğunluğumuz değiliz- 2012’de yapılan logoya ödeme yapmak istemeyiz.  Çünkü standart bir grafik editor yazılımında bu logoyu çizmek ortalam 20 sn alır. Bir diktörgen, sağa doğru dublicate, select all, aşağı doğru dublicate, son olarak biraz perspektif efekti. hepsi bu.

Ancak 2001’deki logoyu yapan grafiker belli ki biraz zaman harcamış. renk geçişleri, bevel and emboss’lar. dalga şeklinde bir çizim derken adam uğraşmış işte!  Gayet de şık görünüyor. O zaman bunu alıyorum. zaten diğeri biraz basit görünüyordu.

Peki sade olan logo basit mi? Belki. Ancak  şirketin geçmişine ve kültürüne vakıfsanız Window’sun 85 yılında şu basit logoyla hayata “hello world” dediğini de biliyorsunuzdur.
Windows henüz bir işletim sistemi değil, MSDOS tabanlı bir yazılımken kullandığı logo muhtemelen minimalist kaygılarla yapılmamıştı. Ancak bugün bu dev şirketin logosu o günlere selam çakıp ilk günkü ruha bir gönderme yaparken aynı zamanda sadeliğin ve kolay alıglanabilirliğin gereklerini yerine getirmiş oluyor.

Ä°lgili resim

İşte böylelikle aslında basitçe çizilebilen bir logonun o kadar da basit olmadığını o logonun hikayesi çok şık bir şekilde ortaya koymuş oluyor.

Minimalizm’in Suistimali

Büyük markaların logo değiştirmesi 40 yıllık eşinizin bir gün sizi sürpriz olarak estetik operasyonlu yüzüyle karşılaması gibi tüketicide ilk başta şok etkisi yaratıyor. Minimal olsun bizim olsuncu marka yöneticilerinin flat/düz bir tasarımla bir gecede modern ve yenilikçi olacaklarını düşünmeleri bir gecede millet olarak cahil kalmamızdan daha akıldan uzak bir fikir gibi duruyor.

Bu sefer örneğimiz Türkiye’nin en büyük markalarından olan ve yıllardır dünya markası olma iddiasını sürdüren Beko’nun logosu

Eski logonun handikapları elbette vardı. Daha açık bir renk. küçük ve daha oval harfler tabii ki bir dinamizm kattı ancak o yazının altındaki eğik çizgi tasarımcının açıklamasına rağmen gizemini(!) korumaya devam ediyor. Enerji ve dinamizm düşüncesiyle tipografinin altına eklenen bu çizgi hikaye olarak hiçbir şey içermediği gibi fikir olarak da çok zayıf kalıyor. Ama ne kadar zayıf olursa olsun Barcelona Futbol Kulubü gibi güçlü sponsorluklarla herkesin zihninde yer etmeyi başardılar.

Beko logoBeko logo

Eksik olan ne?

Windows’un logosunu basitlikten sadeliğe taşıyan şey Firmanın 30 yıllık hikayesini sadeleştirip önümüze sermesiydi. Beko’da ise bu durumun olmaması logolarını da evet, minimal ama basit yapıyor.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir