Gündem

Savaşın kutsanması ve güçlü etkilere dönüş

1900’lerin başında medya; kitlelerin inanç, algı ve kanla olan duygusal ilişkilerini bütünüyle değiştirebileceğine inanıyordu. Walter Lippman’ın 1922 Yılında yayınlanan Public Opinion kitabınıın temellerini oluşturduğu inaç, 65 milyon insanın öldüğü 1. dünya savaşını kutsanmasında görevli hükümet propagandacılarının elindeki en önemli koz olmuştu.

Sanayi toplumlarının oluşmasıyla kırsaldan şehirlere göç eden kitleler bu yeni ve korkunç yaşam tarzı karşısında tamamen yalnız ve savunmasız ve bilgisiz halde kendilerini medya dediğimiz sevimli(!) canavarın kucağında buldular. İşte güçlü etkiler dönemi böyle başladı ve bilgi ve onu yorumlama gücüyle beraber yerini sınırlı etkiler dönemine bıraktı.

Yıllar içerisinde medyanın toplum üzerindeki etkileri araştırılmaya devam edildi. Zamanla kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkilerinin sınırlı olduğuyla ilgili kanılara varıldı. USA’da yapılan seçimlerde bu durumu desteklediği öne sürülen sonuçlar ortaya çıktı.

100 yıl sonra aynı noktadayız.

Bugün hükümetlerin sınır ötesi operasyon kararları ya da insanlık tarihi boyunca kullanılan asıl adıyla savaş kararları alırken 60’lardaki gibi mukavemetle karşılaşması mümkün görünmüyor.  Sebebi de gün gibi ortada. Medya, muhalifinden iktidar yanlısına kadar herkesi kolaylıkla etkisi altına alıyor. Hatta belki de kitle iletişim tarihinde hiç görülmemiş biçimde güçlü bir şekilde yapyıyor bunu.  Peki toplumlar olarak 100 yıl sonra başladığımız noktaya bizi getiren şeyler ne? Bu sorunun cevabıyla ilgili çok net kanılara varmak gün itibariyle tabii ki mümkün değil ancak basit akıl yürütmelerle bir sonuca varılbilir.

Büyük toplumsal değişimler

Sanayi toplumlarının meydana gelirken içine düştükleri handikapların bir benzeri günümüzde tekrar ediyor olabilir. Kırsal bir yaşam tarzından endüstri odaklı bir yaşamın içine düşen insan, 100 yıl önce yaşadığı savunmasızlığın ve bu hızlı değişim karşısında önlenemez cahilliğin bir benzerini bugün bilgi çağına geçerken yaşıyor.

Savaşın kutsanmasında kullanılan anahtar kavramlar

Muhalefetinden, iktidarına herkesin diline dolanmış ve medyanın haber, tartışma programı, diziler ve yarışmalarla dört bir koldan pompaladığı kavramlara bir çok örnek verilebilir. Vatan, millet, şahadet, mehmetçik, yerli ve milli gibi kelimeler yüzlerce örnekten ilk akıla gelenleri.

Bazılarınızın oldukça agresif bir uslüpla “Ancak bunlar bizi biz yapan önemli değerlerimiz”. dediğini, bu yazının yazarını yerli ve milli olmamakla suçlayışını duyar gibiyim. Hatta daha ileri gidip modaya uyan ve vatan haini damgasını vuranlar da olacaktır. Öyleyse gelin namusumuz sandığımız, kırmızı cizgilerimiz haline getirilen ve “bizi biz yapan” kavramlar sadece bizi mi biz yapıyor bir göz atalım. Tüm bu değerler ne kadar bize özgü? Bu kavramlara medyanın resmettiği çerçeveden bir bakalım. Ve bunu şu aralar pek hoşlanmadığımız Amerika ve ırmağının akşına öldüğümüz Türkiye penceresinden örneklerle yapalım.

Bizi, biz yapan(!) değerler

Türkiye’de hemen hemen hepimiz  futbolla ilgiliyizdir. son zamanlarda asker selamı veren, polislere sarılan futbolcuları görmek çok olası. Hele o futbolcular başarısızlıklarıyla gündeme geliyor ve toplumsal desteğe ihtiyaç  duyuyorsa.

Yasin Öztekin golünü attı polislere sarıldıİlgili resim

Bu da Amerika’daki bir NBA maçından. Eğer NBA, NFL gibi meraklarınız varsa Amerika’daki tüm maçlarda bizdekinin misli misli fazlası bir ordu propagandası yapıldığını hemen görmüşsünüzdür. Maç öncesi, molalar ve maç sonunda şanlı USA ordusunun amerikan halkı uğruna hayatları pahasına nasıl mücadele ettiği pompalanıp duruyor.

 

Milliyetçiliği ve silahı topluma bir arada enjekte eden derinliksiz ve ucuz televizyon dizilerinin örneklerinden her televizyonda bir tane bulmak mümkün. Ve her gün bu dizilere yenileri ekleniyor. Günlük siyaset konularına gönderme yapılarak halk yarın izleyecekleri ana haber bültenlerindeki vahşetlere hazırlanıyor. Aynı hikaye Amerika’da yıllardır sinema filmleriyle yazılıyor.

saving private ryan ile ilgili görsel sonucu

Sizin de bu ileri sürdüğüm argümanları destekleyecek örnekleriniz varsa ya da benim baktığım yerden farklı bir noktadan yorumluyorsanız olan biteni düşüncelerinizi yorum olarak paylaşmaktan çekinmeyin.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir